29 Şubat 2008 Cuma

‘’Kalk gidelim yavrum ellerin ver.Gidelim yurduna yurtsuzların ver ellini gidelim yavrum.Duymaz mısın baban kaval çalar oturmuş büyük taşın üstüne.Bacıların ipe dizer yünleri görmezmisin.Kalk gidelim yavrum anan sana kurban olsun.Bak gelmiş akranların çağırır seni çimlere.Kalk gidelim yavrum anan sana kurban olsun.Niye solmuş benzin, yine koştun mu tankların arkasından.Yuttun mu tozlarını yavrum? Niye soluk yüzün ,aç gözlerini anan sana kurban olsun.Yeni ayakkabılarını da giymişsin yavrum, neden olmuşlar paramparça? Oğlum,sütüm,kanım,canım,13’ünde kuzum...Neye gidersin izlemeye çarklarını yeşil tozlu tankların, neden sende oturmazsın evinde,niye yavrum niye yok muydu oynayacağın çızlavetin *,gidip izlersin onları niye?
Peki niye girersin altına 13 de toprağın?Ocakmı dayanır, yürek mi dayanır buna,oğlum yavrum, ya kalk gidelim yada beni de götür…’’

Elleri başında bağırıyordu.Yüzünü kazıyordu tırnakları.Yedi yaşından beri kafasından düşürmediği baş örtüsü kayıp düşüyordu başından.Aldırış etmiyordu bile.Ne saçlarını düşünüyordu.Ne de silmeye ihtiyaç duyuyordu göz yaşlarını.Son demlerindeymiş gibi atılıyordu tabutun üstüne,çok acı görmüştü, çok kötü gün geçirmişti.Ama daha ölmemişti.Daha canının parçası toprağa girmemişti.Ağlarken düşünüyordu her şey rüya diye sabaha uyanacaktı bitecekti her şey…Ellini, oğlunun yüzüymüş gibi gezdiriyordu tabutun üstünde.Çevreden sakinleştirmeye uğraşıyorlardı.Tamam diyordu çekilin veda edeyim.Bırakın son kez koklayayım.Bırakın kınalı kuzumu son kez basayım bağrıma…Artık göz yaşlarıda akmıyordu.Sersemlemişti.Daha yeni hissediyordu.Ellerine batan cam parçalarını.Ona verilen suyun bardağıydı.Bir anda ellerinin derdine düştüğünü sandı.Oğlu orda yatıyor, o ellerini düşünüyordu.Başladı vurmaya ellini olanca hızıyla göğsüne artık acımıyordu.Uyuşmuştu bedeni…Kapattı gözlerini oğulsuz açmamak umuduyla…

13 yaşındaydı.Daha okul çağlarında.
Pek gelmezdi köylerine araba.Bir köy minibüsleri vardı birde peşinden toz yuttukları yeşil büyük tankları.3yıl önce yakılmıştı köyleri komşu köylere göç ettirmişlerdi onları.Artık yanan evlerinden kurtardıkları 3-5 yorgandan başka bişeyleri yoktu.Tek oyunları kalmıştı yeşillerin kaldırdığı toza aldırmadan önünden geçmek.Yine başlamıştı o masum oyun hepsi tek tek geçiyordu önünden tankın.Sıra memodaydı, attı kendini önüne tankın.Babası yeni ayakabıda almıştı.Artık kimse tutamazdı onu…Ama birden giymeye kıyamadığı ayakkabılarının bağı dolandı ayağına tam önündeyken tankın….

Tek suçu oyun oynamaktı…
Hayatına oyun oynamak…
Ve ömür onun için sadece 13 seneydi…

Çıkınca körpe bedeni samimiyetsiz çarkların altından.Onu bir halk kucakladı.Çünkü onun adı isyandı artık...
'' isyan neden istemez
yeter ki vazgeçmesin zalim zülmünden
yeter ki doğsun dağlarımıza güneşler...
her güneşde bir hayat koyar, avuçlarına
BİZ İSYANKARLARIN !!''
-------------------------------------------------------------------------------------------------* cızlavet: genellikle köylerde giyinilen lastik ayakkabı

.ŞERWAN...

Hiç yorum yok: